vangölü
  bir olay
 

Size bir soru: Diyarbakır’dan İstanbul’a göç eden on çocuklu bir aile ile iki çocuklu bir aile aynı semte yerleşmişler.

Diyarbakır’da iken ikisi de fakirler. Eşlerini ve çocuklarını almışlar, daha önce gelen bir tanıdıklarının yakınına yerleşmişler.

Şimdi bu iki aileden hangisi daha rahat ve huzurlu olur?

On çocuklu aile mi, yoksa iki çocuklu aile mi?

Acele karar vermeyin. Yeniden düşünün.

Mantıken düşünürseniz tabiidir ki sizin birçoğunuzun düşündüğü gibi iki çocuklu aile daha rahattır. Ama bugüne kadar görülen ve tecrübeyle sabit olan, on çocuklu ailenin daha rahat ve huzurlu olduğudur.  Hatta on çocuklu ailenin o iki çocuklu aileye yardım ettiği de çok görülmüştür.

 “Ne olacak on çocuğu gasp ve hırsızlık için saldı mı rahat eder” de demeyin.

Bir milyonun üzerinde doğudan göç alan İstanbul şehrinde günlük gasp olayı onu geçmiyor, onların da bir çoğu İstanbullu.

O delikanlılardan birini dinlemiştim:

Güneydoğu illerimizin birinden göç etmiş babası ve İstanbul’a gelmişler.

Sekiz kardeşin beşi erkek çocukmuş. Baba erkek çocukların hepsine iş bulmuş.

Asgari ücretin de altında çalışacaklarını söylemiş.

Süleymaniye’nin alt taraflarındaki bir atölyede işe başlayan on beş yaşındaki delikanlı anlatıyor:

“Her gün işe geliyorum. Sabah sekizde başlayan işimiz, akşam yedide sona eriyor. On bir saat ayakta çalışıyorum. Yoruluyorum. Otobüste dinleneyim diye akşam Eminönü’ndeki ilk durağa gidiyorum ve yer bulabileceğim otobüse biniyorum.

Otobüs kalktıktan sonra ilk durakta ihtiyar bir dede veya nine veya hamile kadın gördüğümde hemen kalkıp yerimi ona veriyorum ama bir saat süren otobüs yolculuğunda haşadım çıkıyor.” Diyor.

Anne Profesör, baba Profesör. Batının “Biz çoğalamıyoruz, siz de çoğalmayın” propagandasına kanmışlar ve tek çocuk yapmışlar. O tek çocuk da anneyi öldürüvermiş.

Beş çocuğunu asgari ücretle işe veren göçmen Diyarbakırlının evine her ay iki bin lira giriyor. Onlara yettiği gibi iki çocuklu ailenin yiyecek ve içeceğine de katkıda bulunuyorlar.

İki bin yıl önce Çinli filozofun biri “Babanın beş çocuğu olsa, onlarında beşer çocuğu olsa, babanın malı 25 kişiye bölünür. Bu da onlara yetmez. Yakında dünyanın sonu gelir” demişti. Aradan binlerce yıl geçti. Altı milyara da yetti.

İnsanlar odun yakarak ısınırken bir gün ormanların tükeneceğini ve kışın donup öleceğini hesap etmiş ama hemen kömürü bulmuşlar. Kömürün de tükenme hesapları yapılırken petrolü bulmuşlar. Petrolün tükenme hesapları yapılırken güneş enerjisi devreye giriyor.

Allah’ın Razzak ve Mukiyt isimlerine iman eden büyüklerimiz “Biz çalışmakla görevliyiz. Kıpırdayan her şeyin rızkını Allah verir. Hem de hiç hesap etmediği yerden verir” demişler ve yollarına yürümüşler.

Eğer Edison (1847-1931)’un babası “soframa ortak olmasın” diye doğum kontrolü yapsaydı insanlık uzun zaman ampulün ışığından yararlanamayabilirdi.

Akıl madeni altın madeninden değerlidir. Altının üzerini topraklar, kayalar, ormanlar örter. Aklın üzerini ise kanunsuz veya kanunlu baskılar örter.

Bir insan yazarken, konuşurken hatta rüyasında bile konuşurken kendisi gibi birilerinin baskısından korkuyorsa o toplumda insanların akılları açığa çıkmadan toprağa geri gider.

Bir tanıdığım anlatır:

Hocam, onuncu çocuğumuz olunca hanım “Bundan sonra olmasın” diye bir teklif getirdi. “Niçin?” dedim. Sağlığıma zararlı imiş. Televizyonlar öyle diyor”

- Hanım, bu apartmanda senden sıhhatli kadın var mı? Şu ikinci kattakinin çocuğu yok yeni ameliyat oldu, iki çocuklunun baş ağrısını doktorlar dindiremedi. Bunlar arasında doğum dışında ve bir de kontrol dışında doktora gitmeyen sensin. Ne bilirsin belki de Allah bu sıhhati sana doğurman nedeniyle veriyordur” dedim haklı buldu ve devam ettik”

Bu arada bir televizyon programında bir profesörümüz, Türkiye’nin yüz elli milyona yetecek kapasitesi olduğunu, doğum kontrolünün batının Türkler üzerinde bir oyunu olduğunu anlatmıştı.

Derken canlı yayına bir vatandaşımız katıldı ve “Sayın profesörüm, kaç çocuğunuz var? Diye sorduğunda “İki” diye cevap alınca başka sorum yok” demişti.

Merak edenler için söyleyeyim yarım düzine çocuk veren Allahıma hamdolsun.

Rabbimiz buyurur: “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz. Onları da sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek büyük günahtır” (İsra 31)

Sorun dünyanın yetmezliği değil, insanların adaletsizliğidir. Ekonomistlerin ifadesine göre yüz tane sömürgenin elindeki servet, yedi milyarın huzur içinde yaşamasına yeterli imiş.

Birileri o yüz sömürgenin elindekinin sahiplerine dağıtılması için çalışacağına yine onun emriyle milyarlarca çocuğun doğumunu engellemeye çalışıyor.

“Evleniniz, çoğalınız. Ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla övünürüm” hadisine uyalım. Hadisin kaynakları için Milli Gazete’deki 14/03/2008 tarihli makaleme bakabilirsiniz

 
  Bugün 23 ziyaretçi (29 klik) kişi burdaydı!  
ras online casino
İLGİNİZE TEŞEKKÜRLER

----------------- Yeni Sayfa 3

 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=